February 2012
1 post
January 2012
3 posts
annemin hitchcock kuşları mutfak balkonumuza tünemişken;
Sabahları mutfak penceresinin önüne ekmek kırıntısı falan koyuyorum, 4-5 güvercin var her sabah gelip onları yiyorlar. Mutfakta olduğumu görünce pencerenin önüne doluşmaya başladılar artık. Zira annem bugün son noktayı koydu ve:
- kızım sen başedemezsin bunlarla, camı falan gagalarlar. Hepsi gelir istila eder pencereyi balkonu. Sen “Kuşlar” filmini izlemedin galiba!?!
kaz tüyü yorganımın nevresimini değiştirirken yatağın içinden bir kaz tüyünün çıkmasıyla dehşete düştüm. oha lan dedim gerçekten kaz tüyü yorganmış.
December 2011
8 posts
geçen gün kuzenim dünyanın en kısa korku hikayesini anlattı;
“Günlerden bir gün, dünyada kalan son insan evinde oturuyormuş; kapı çalmış.”
Ben hayatımda soundtracki kendine bu kadar yakışan bir film görmedim. Film de kicks ass, fucking crazy, killer mother fucker düuud!
bu biscolata beni benden alıyor. Jean-François, Carlos, Enrico; hepinizi yerim.
Bu müziğin yanında ne gider? →
Müthüş bir site, hepimizin 1 numaralı derdine çözüm getiriyor. Artık kafamız daha rahat; “efenim AIR dinliyorum ne içeyim” diye düşünüyordum, sek cin içmem gerekiyormuş. olur.
İnsan çok yorgunken topluluk içinde uyumamalı. Bugün otobüste uyuyakaldım. Bildiğin çenem düşmüş, ağzım 5 karış açık buldum kendimi. Salyam da aksaymış tam olucakmış. Allahtan otobüste yakışıklı yoktu.
November 2011
6 posts
Yarın İzmir’e gidiyorum. 2 Aralık günü Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde “inet’11 Türkiye’de İnternet Konferansı” kapsamında yüksek lisans tezimi sunucam. Teze katkıda bulunan arkadaşlara mail attım ama buradan da yazıyorum sonra maili görmedik, geç okuduk falan demeyin. Gerçi çoğu İstanbul’da ama olsun. İzmir’de olacak olan olursa o...
http://www.youtube.com/watch?v=nCNN5nuJ3T8
bu şarkıyı boyutunun büyük olması sebebiyle ekleyemedim. üşenip de dinlemezseniz siz bilirsiniz. hem belki de çok güzel değildir de bana öyle geliyordur. otobüste dinledim ben bunu edinburgh’dan ayrılırken. içimden “durdurun otobüsü!” diye bağırmak geldi. ama öyle deseydim anlamazlardı o yüzden “stop the bus!” demem...
soldan soldan yürüyerek tam 1 ay geçirdikten, orda burda fink atıp fütursuzca eğlendikten sonra eve döndüm. gerçeklerle yüzleşiyorum. iş arıyorum. salak salak ilanlar. ne yapıyorum ben ya dedim en son. geri dönüp barmaidlik yapcam. daha güzel lan, daha mutlu olurum kesin. halkla ilişkiler ve tanıtım koordinatörü, müşteri ilişkileri temsilcisi, kurumsal satış supervisiorı, ananın senioru, götümün...
bu gece ev yapimi nachos yiyerek Deal Or Not Deal’i izledik. Sonra dusundum, bana 10.000 pound para ciksa her gece irish pub’a gider nachos yerim. bu kadar da mutavazi biriyim. oldukca basit isteklerim var.
bir de burda yumurta sevmeyen yasayamaz. cunku yumurta hayat kurtariyor hem tok tutuyor hem cok faydali hem de en ucuz gida. disarda yemek yemek cok luks. evde kahvaltini yapip, disari cikarken sandvicini yanina alacaksin. bir de bi sise su. cunku burda su da pahali. markette en ucuz su 1 pound. bu ne demek biliyo musun, su ile bira ayni para demek. saka gibi. allahtan cesmeden su iciliyor. bi de...
Her gece ayni stres. Bi puba gidiyoruz bira icicez. Foster’s var mi ona bakiyoruz yoksa yandik, cunku Foster’s en ucuz bira burda. Stella cok guzel ama pahali. Aslinda arada maksimum 1 pound fark oluyor ama o da birikince koyuyor. Dun Soho’da 5 pm ile 8 pm arasinda tum icki fiyatlarinin %50 indirimli oldugu bi bar bulduk. Yani hem barda iciyorsun hem de marketten almis...
October 2011
2 posts
kaç yaşında kadınım; sorumluluğumu bilirim, temizim, düzenliyim. sabah kalkar kalmaz çişimi yapar, yüzümü yıkar, dişlerimi fırçalarım. ardından hemen yatağımı toplarım. ev dağınıksa eve şölee bir çekidüzen veririm. he bi üstümü değiştirmem bazen, bütün gün pijamamla oturduğum olur, o yani. ama hala bana yapmam gerekenler söyleniyor, aklım almıyor yahu. eve misafir geliyor herkes çay içiyor...
September 2011
2 posts
3 tags
August 2011
1 post
bugün odamın camını 4/3’üm dışarı sarkmış vaziyette silerken bir an aşağı düşersem ne olur diye düşündüm. Mesela karşıdan karşıya kulağımda kulaklık ile gaza gelmiş geçerken araba çarpsa ne olur diye de düşünüyorum. ya da diyorum ölümcül bir hastalığım olsa ne olur? veyahutta diyorum olur ya kaptırmış yüzerken zart diye bir köpek balığı çıksa bacağımı koparsa sonra ben yamulmuş bir...
July 2011
2 posts
akıllı telefonum var ya artık twitter‘da takılıyorum. yeni tweet geldikçe telefon çalıyor çok havalı oluyor.
June 2011
4 posts
film arşivimde “L” harfiyle başlayan tüm filmlerin fransız filmleri olduğunu farkettim. La belle personne, la fille sur le pont, les amants reguliers, les chansons d’amour, la frontière de l’aube, le mariage à trois, les petits mouchoirs… le lö le lö la. lö.
bu yaşımda bana duvara poster astırtacaksın Louis Garrel, daha ben sana ne diyim.
tez bitti. aylardan sonra ilk defa roman okuyacağım bugün. çok heycanlıyım lan. üzerine de bi film çaktım mı vuhuuuuu
bu arada facebooktan teze katkıda bulunan arkadaşlara teşekkürlerimi ilettim kimse siklemedi lan. eş dost tebrik ediyor, blogcular oralı olmuyor. bugün itibariylen akademik camiada ünlü oldunuz cicozlar. ancak bunun hayatınızda bi şey değiştireceğini sanmıyorum.
May 2011
4 posts
yumurtaların üzerinde kalan tavuk tüyleri çok komik lan. yumurtanın tavuğun poposundan çıktığını hatırlatıyor, sonra tavuğun yumurtayı poposundan çıkarttığı anı gözümüzde canlandırmamızı sağlıyor falan, böyle garip şirin bişi.
her ne kadar blogumun konseptine uymasa da, benim gibi makyaj malzemesi ve parfüm alışverişi yapmayı hayati bir görev olarak bellemiş kız arkadaşlar için bir duyuru yapacağım:
strawberry gibi online alışveriş sitelerinden yapılan kozmetik alımlarının yurda girişi yasaklandı hepimizin bildiği gibi. ancak hepinizin gerçekte bu kanunun işleyip işlemediğini merak ettiğini, bu duruma inanmak istemeyip...
liseli, adult, hayvan, büyütücü, çıplak, nefes, teen.
April 2011
7 posts
çok güldürünce altına kaçıran teyzeleri samimi ve sempatik buluyorum.
quantum düşünce fakirin ekmeği.
delirdik mi ne. yok evrenle konuş yok pozitif ol.
sikicem.
fransızcadan türkçeye bi ton kelime geçtiğini farkeden fransız arkadaşım “siz en iyisi bırakın türkçeyi fransızca konuşun” dedi. bende her türkün yapacağı gibi ona yoğurtla şiş kebabı hatırlattım.
hellim ızgara, sen adamı tansiyon hastası edersin.
günümüz korku filmlerinden ziyade, 1960ların 70lerin korku filmleri daha çok korkutuyor beni. inanılmaz geriliyorum. bunda oyuncuların korkunç bir şey olduğu zaman gözlerini sonuna kadar açıp pörtleterek müthiş anlamsız ve boş bir şekilde bakmalarının payı büyüktür. kendinizi bir gözlemleyin, çok korktuğunuz zaman ifadenizi değiştirmeden ve yüzünüzü bozmadan koşun bir aynaya bakın. aynı o...
bay
bende zamanımı nasıl boş boş geçirsem diye düşünüyordum. zira yapılacak bi ton iş var.
*bu tarz postlarda neticeyi görebilmeniz için ne yapmanız gerektiğini yazmaktan çekiniyorum, sizi salak yerine koyuyormuşum gibime geliyor. ama siz yine de mouseunuzu görüntünün üzerinde gezdirin.
March 2011
10 posts
harikalar yaratıyorum.
hiçbir şey filmlerde göründüğü gibi değildir; örneğin, martini.
bugün olanlardan çıkarılacak ders: “don’t fuck with the nature”.
2 tags
kar aslında pişmaniyeye benziyor.
1 tag
bence komik.
duble çek. rakı koy.
2 tags
ekmeğimi ketçaba mayoneze hardala banarım ama tuza banmam.